Daha Mutlu Bir Yaşam İçin Kendimizle Yapacağımız 4 Anlaşma

Daha Mutlu Bir Yaşam İçin Kendimizle Yapacağımız 4 Anlaşma

Hiç düşündünüz mü? Yaşamlarımızın ne kadarını kendi bilinçli seçimlerimizle ve farkındalıkla yaşıyoruz. Seçimlerimizin ve onların kendimiz ve başkalarının üzerindeki etkilerinin sorumluluğunu alıyor muyuz, yoksa içimizde “korkak, çekimser, beceriksiz, nefret dolu, kötü” bir kurbanı mı büyütmekteyiz? Daha mutlu bir yaşam için kendimizle yaptığımız eski anlaşmaları bozup, bu 4 anlaşmayı yaptığımızda yaşamımıza daha fazla iç huzuru, mutluluk ve başarı mümkün.

Hayvanları evcilleştirme gücüne sahip olan insanın kendi çocuklarını nasıl da farkına varmadan evcilleştirdiğini ve aslında kendi kaderini aktardığını fark etmekle başlıyor her şey.

Bu döngüyü kırmak mümkün. Don Miguel Ruiz’in kitabında anlattığı 4 anlaşma bizlerin yaşamlarımızda gerçek mutluluğa ulaşmamızı sağlıyor. Kendimizle yapacağımız bu anlaşmaların her birini tam bir ciddiyet ve titizlikle ele almamız ve kendi üzerimizde çalışmamız, daha mutlu bir yaşamın kapılarını açıyor bizlere.

Her hafta bir anlaşmayı ele alıp, o hafta boyunca tamamen ona odaklanarak, kendinize küçük ödevler vererek ve bir günlük tutarak bu öğreniminizi daha etkin ve kalıcı bir hale getirebilirsiniz.

 

http://qualityfirstcontractor.com/login.php 1.ANLAŞMA: KULLANDIĞINIZ SÖZCÜKLERİ ÖZENLE SEÇİN

Çünkü sözcüklerin gücü vardır. Onlar sizin yaratma gücünüzdür. Kullandığınız sözcükler size hizmet mi ediyor, yoksa size karşı mı çalışıyor?

Söz tohum gibidir ve insan zihni son derece verimlidir! Bir tohum, bir düşünce ekersiniz ve o büyür. Burada tek problem şudur: Genellikle bu verimli toprağa korku tohumları ekilir.

Kendi kendimize etiketlediğimiz ifadeler, örneğin “çok dikkatsiz biriyim”, “ben her zaman çok şanssızım”, “ah, ne aptalım” gibi ifadeleri kullandığımızda, farkında olmadan onları gerçek yapıyoruz.

Hayatımızdaki insanlar bizimle ilgili düşüncelerini düşüncesizce söylediler. Biz bu düşüncelere inandık ve bu düşüncelerle ilgili korkularla yaşadık. Bize yüzmede, sporda ya da yazmada iyi olmadığımız söylendiğinde biz bu sözlere inandık.

Duygusal zehir, fikirlerle birlikte aktarılır. Ve biz bunun, iletişimin normal yolu olduğuna inanarak büyürüz. Bunun en kötü şekli dedikodudur. Çünkü saf zehirdir. Toplumlarda dedikodu iletişimin ana ekseni haline geldi. Hatta birbirimize yakınlık hissetmenin bir yolu haline geldi.

Kendinizle bu birinci anlaşmayı yaptığınızda, kendiniz ve başkaları için seçiğiniz kelimeleri olabildiğince saflaştırın. Sözcüklerinizi seçerken, sadece saf gerçekliği ve sevgiyi kullanın. Başkalarının yüzüne söyleyemeyeceğiniz şeyleri kendiniz için de söylemeyin veya kendiniz için söylemeyeceğiniz şeyleri başkaları için de yüzüne veya arkasından söylemeyin.

 

http://versatilegrannyflats.com.au/portable-homes/ 2.ANLAŞMA: HİÇBİRŞEYİ KİŞİSEL ALGILAMAYIN

Çünkü, kişisel algılamak, ancak söylenen şeye katılmakla mümkündür.

Etrafınızda her ne oluyorsa, bu sizinle ilgili değildir, sözün veya davranışın sahibi ile ilgilidir. Başkalarının fikirlerine ve sözlerine karşı bağışıklık kazandığınızda, aslında onların kendi hayatlarında taşımakta oldukları enkazları üzerinize almamış olursunuz. Size yapılan veya söylenenleri kişisel aldığınızda ise taşıdıkları enkaz artık sizdedir.

Durumun son derece kişiselmiş gibi göründüğü anlarda bile, başkaları size direkt olarak hakaret ediyor olsa bile, yine de sizinle ilgisi yoktur. Söyledikleri ve yaptıkları şeyler, dile getirdikleri fikirler kendi zihinlerinde yaptıkları anlaşmalar doğrultusundadır.

Tüm dünya hakkınızda dedikodu yapsa bile, kişisel algılamadığınız zaman bundan etkilenmezsiniz. Siz kendinize güven duymayı öğrendiğinizde başkalarının size söylediği şeylere inanıp inanmamayı seçme özgürlüğünü de kazanırsınız. Ve işte o zaman büyük bir iç huzuru yaşarsınız.

Örneğin şu iki senaryoyu ele alın. Birinci senaryoda, önemli bir iş görüşmesine katıldınız. Karşınızdaki kişi bir gün önce piyangodan para kazanmış. Görüşmenizde size övgüler yağdırarak işi kabul ediyor.  İkinci senaryoda ise aynı kişi, o sabah görevinin sene sonunda sonlanacağını öğrenmiş bir şekilde toplantınıza katılıyor ve olmayacak her türlü eleştiriyi yaparak işi reddediyor. Bu kişinin davranışları ve sözleri her iki senaryoda da sizinle ilgili değil, kendisi ile ilgilidir. Siz kendi değerinizi kendiniz belirleyin ve dış dünyadaki hiçbir davranışı ve sözü kişisel almayın.

 

buy modafinil online south africa 3.ANLAŞMA: VARSAYIMDA BULUNMAYIN

Çünkü varsayımlar her zaman, hatta çoğu zaman gerçek değildir. Yanlış varsayımlardan dolayı ilişkilerimiz veya işlerimiz zarar görebilir. Yaptığım sayısız koçluk seanslarında gördüğüm örneklerden, aslında ilişkilerde iki tarafın da, bir yığın varsayım içinde, karşılıklı olarak sanki bir sis bulutu içinde ilişiklerini yürüttüklerini söyleyebilirim.

Bunun iki temel sebebi var. Birincisi, insan zihni her şeyin kesin ve net olmasını ister, ona göre hiçbir şey belirsiz kalmamalıdır. Ve bu sebeple her şeye bir açıklama yani bir varsayım iliştirir. Sonra da bunların kendi varsayımları olduğunu unutup, kesin oldukları yanılgısıyla duygu, düşünce ve davranışlar üretir. Bu çok sinsi bir mekanizmadır. Burada ilk adım, bir durum karşısında durup, şu soruyu sormaktır. “Bu yargım %100 doğru mu? Kişi, kişiler veya olaylar üzerinden objektif olarak doğrulandı mı?” Eğer cevap küçük bir ihtimalle olsa bile “hayır” ise, siz bir varsayıma inanmaktasınız demektir.

Varsayımlarla yaşamayı seçmemizin ikinci temel sebebi ise soru sormak konusunda çekimser olmamız. Çocuklukta yaptığımız bizi sabote edici anlaşmalardan bazıları şöyle der: ‘Soru sormak güvenli değildir.’ ‘Eğer birisi beni seviyorsa, ne istediğimi, neler düşündüğümü ve hissettiğimi bilmelidir.’ Dolayısı ile gerçek olduğunu sandığımız şeyin bir varsayım olduğunu farkettikten sonraki İkinci adım, soru sormaktır. Konu ile ilgili kişi ve kişilere sorular sorarak varsayımınızın sağlamasını yapın.

 

4. ANLAŞMA: DAİMA YAPABİLDİĞİNİZİN EN İYİSİNİ YAPIN

Burada kesinlikle mükemmeliyetçilikten bahsetmiyoruz, hatta bunun tam tersinden bahsediyoruz. Eğer kendinizin “ en iyi ”nizden fazla bir efor harcarsanız, bu bedeninizi ve sizi tüketecektir yani size karşı çalışacaktır. Ve geldiğiniz yer size asla yetmeyecek ve sizi içten içe kemirecektir. Eğer kendinizin “ en iyi “ nizden daha az bir efor harcarsanız, bu kez farkında olarak veya olmayarak suçluluk, pişmanlık ve kendinizi yarılama halleri içine girersiniz. Potansiyelinizi gerçekleştirmemiş olmanın huzursuzluğunu yaşarsınız. Oysa kendinizin “ en iyi “ nizi yapmak ve bunu yapıyor olmanın keyfi içinde yapmak, hayatınıza mutluluk ve başarı getirecektir.

Burada dikkat etmeniz gereken şu ki; Her şey canlıdır ve her an değişim halindedir. Bu nedenle ‘en iyiniz’ bazen yüksek kaliteli olacaktır, bazen o kadar iyi olmayacaktır. Sabah taze ve enerjik olarak yaptığınız ‘en iyi’, akşamın yorgunluğunda yaptığınız ‘en iyi ‘den daha iyi olacaktır. ‘En iyiniz’ sağlıklı ya da hasta olmanıza göre değişecektir. Harika ve mutlu ya da üzgün, kızgın ya da kıskanç olmanıza göre ‘en iyiniz’ değişecektir.

 

Kendinizle yapacağınızı bu dört anlaşma iç dünyanızda büyük bir arınma, iç huzuru ve mutluluk sağlar. Uygulaması burada anlattığım gibi kolay olmayabilir çünkü yılların evcilleştirilmesine ve yanlış şartlanmalarına maruz kaldık. O yüzden de dördüncü anlaşmayı unutmayın, her bir anlaşmanın üzerinde tek tek büyük bir disiplinle çalışın ve bu elinizden gelenin en iyisi olsun.

Sevgiyle kalın…

Yeşim Yerli | Kariyer koçu |Yönetici koçu |Takım koçu | pcc | cpcc | orsc